4 Mart 2016 Cuma

Viyana Kuşatmasında 15 Temmuz’un İkinci Kaynağı

Kaledeki gâvurlar İslâm ordusunun Viyana önüne kadar gelmesini imkânsız sandıklarından, umursamazlıklarından dolayı başlangıçta dörder okka gülle atar Kolombrine toplarından sadece on bir tanesini kundaklarında hazır etmişlerdi. Birkaç gün sonra otuzar okka gülle atar yüz otuz tane Balyemez topunu hazırlatarak taraf taraf surlara, burçlara, tabyalara dizdiler. Bunlarla metrisleri ve orduyu hümâyûn u bombardımana başlayıp gece gündüz İslâm askerini sürekli ateş altına aldılar.


Bu ne garip bir ordu kumandanıydı ki bütün tantana ve debdebesine, askerin savaş gereçleri ve cephane bakımından zenginliğine, dilerse avuç avuç harcayabileceği hâzinelere sahip olmasına rağmen* yanında hiç büyük top ve humbara havanı getirmemiştir. Almanlara karşı sefere çıkan ve Viyana gibi bir kaleyi kuşatmaya kalkışan bir kimsenin, böyle bir durumda on okkadan otuz okkaya kadar gülle atar en azından kırk elli Balyemez topuyla, on beş yirmi tane büyük Kolombrine topunu ayrıca bir o kadar humbara havanın ve üç yüz kadar Şahin topunu orduyu hümayunda hazır etmesi gerekirdi.


Bu konuda, “peki ama bunca ağır topu çekmek için binlerce çift öküze ihtiyaç vardır ve bu kadar öküzü bir araya getirmek de ancak bütün Rumeli’nin davarını toplamakla mümkün olur, bu da halka zulüm göstermeden yapılamaz” diye itiraz edilebilir. Buna verilecek karşılık şudur: O zamanlar devletin kudret ve debdebe içinde olduğu, hazine ve malzeme bakımından zenginliğin en yüksek derecesine vardığı, İslâm askeri ve reayanın paradan yana olsun, davardan yana olsun bolluk içinde bulunduğu bir çağdı.


O zamanki şartlar içinde; söz gelişi, herkes sakalından bir kıl vermiş olsa, beş on bin öküzün bir araya getirilmesinden daha kolay bir iş olmazdı. Hem de bu, hiç bir baskı yoluna başvurulmadan yapılırdı. İki tarafın peki demesiyle davarlar devlet parasıyla satın alınırdı. Üstelik büyük topların doğruca İstanbul’dan getirilmesi de gerekmezdi. Böyle şeyleri Budun’dan ve çevredeki kalelerle hisarlardan çıkarıp getirmek öteden beri uygulanagelen bir töreydi. Eskiden Macarlara karşı bir sefer açıldığı zaman Padişahlar ve onlardan sonra serdarlar, ihtiyaca göre ağır toplan sınır boylarındaki kalelerden söktürüp götürürlerdi. Fakat Sadrazam Kara Mustafa Paşa bu yasayı tanımadı ve töreyi uygulamadı. Kayzer’in ülkesini, savaşmadan ve kan dökmeden fethedebilirim, sandı.


Orduda ancak üç okkadan dokuz okkaya kadar gülle atar on dokuz Kolombrine topuyla, beş humbara havanı ve yüzyirmi Şahi topu bulunmaktaydı. Üstelik bunlardan beş Kolombrine topu da Yanık önünde bırakılmıştı.


(Üç okkadan dokuz okkaya kadar gülle atan toplara Kolombrine ve on okkadan kırk okkaya kadar gülle atanlara da Balyemez denilir.)


Bu çeşit küçük toplarla, böylesine kudretli kale mi dövülür? Böylesine gafletle Alman düşmanına hücum mu edilir? Yazıklar olsun, böyle kibre! Yazıklar olsun, böyle düşüncesizliğe! Bu hali kendi toplarına karşı düşmanın savurduğu gülleleri karşılaştırıp afallamasına kadar sürdü. O zaman çok üzüldü. Ama neye yarar, iş işten geçmişti artık.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.