Yakın doğu milletlerinden gelen ve Türk’ler arasında yerleşen mitolojik bilgilere göre, yer ile gökün arası beşyüz yıllık yoldur. Bu ara hava ile doludur. Bu mitolojik bilgilere göre yeraltı yedi tabakadır:
Birinci tabakanın adı Demka’dır. Çok fena kokulu bir yerdir. Orada bulunanlara Berşem denir. Onlara hem hesap, hem azap var. İkinci tabakanın adı Celde’dir. Orada cehennemlikler için her türlü azap hazırdır. Oradakilere Tams denir. Bunlar birbirini yerler. Üçüncü tabakanın adı Arka’dır. Orada katır büyüklüğünde akrepler vardır ki kuyrukları kısrak kuyruğu kadardır, her birinin kuyruğu üç yüz boğumludur ki bunların içi öldürücü zehirlerle doludur. Orada bulunanlara Kubs denir. Toprak yer, şebnem içerler.
Dördüncü tabakanın adı Harba’dır. Orada dağlar gibi ejderhalar vardır. Kuyrukları zehirlidir. Eğer her birinin zehri okyanuslara bile karışsa, deniz hayvanlarının hepsi ölür. Onlara Celham denir. Gözleri, ayakları yoktur. İki kanatları vardır, uçarlar. Beşinci tabakanın adı Melsa’dır. Oradakilere Mahtat denir. Hesapsız derecede çokturlar, birbirini yerler. Orada Öyle büyük taşlar vardır ki bu taşlar günah sahiplerinin ayağına bağlanarak cehenneme bırakılırlar. Altıncı ta-bakanın adı Secin’dir.
Cehennemliklerin günah defteri buradadır. Onlara da Kutata denir. Kuş şeklindedirler. Elleri adam eli, kuyrukları inek kulağı, ayakları da koyun ayağı gibidir. Melekler gibi yemez, içmezler, uyumazlar, aralarında kadınlık ve erkeklik yoktur. İşleri güçleri Tanrıya ibâdettir. Yedinci tabakanın adı Acbadı. Orada bulunanlara da Cüsum derler. Kısa boylu, habeşî siyahtır. Elleri, ayakları vahşi hayvan pençeleri gibidir. Ye’cüç ve Me’cüç’u bunların helâk etmesi ihtimali vardır. Şeytan da orada bir taht üzerinde oturur. Maiyeti etrafına dizilir, her biri yer yüzünde insanlara yaptıkları fenalıkları ve hiyleleri anlatırlar.
Yeraltı Âleminde Bulunanlar
Altaylı’lara göre dokuz kat olan yeraltı yahut karanlıklar âleminde oturanların başında kötülük tanrısı Erlik gelir. Erlik’in emrinde bulunan ikinci derecedeki tanrılarla kötü ruhlar, zebaniler de orada bulunur. Cehennemler de oradadır. Körmös’ler, Aza’lar da Erlik’in emrini yerine getiren kötü ruhlardır. Sümer’lerin büyük Tanrılarından da yeraltında oturan belli başlı fırtına ve cehennem tanrısı Nergal ile karısı Ereşkigal vardır. Erlik ile Nergal’in yeraltında muhteşem birer sarayı bulunmaktadır.
Yeraltı Âlemine Gidenler Ve Dönebilenler
İnsanlardan yeraltı âlemine gittikten sonra dönebilenler Türk mitolojisinde pek göze çarpmaz. Ancak Sümer’lerden Dumuzi vardır ki o da tanrılaştıktan sonra gitmiştir. Bir de Şaman’lar Törenlerden sonra gider ve dönerlerdi.
Yeraltı âlemini en çok kötü ruhlar, günahkâr insanların bedeninden ayrılan ruhlar, zebaniler, şeytanlar işgal eder. Altay’larm (Sin) adını verdikleri ruh ta insan bedeninden ayrıldıktan sonra yeraltına gider, Erlik’in yanında bulunur.
Eş adındaki ruh ta insandan ayrılınca yine o alme gider.
Kıyamet Ve Deccal
Kıyamet, var olan her şeyin altüst olduğu, dünya düzeninin bozulduğu, Kozmik âlemin sarsıldığı, tüyleri ürpertici korkunç olayların her tarafı inlettiği, insanların, bütün yaratıkların perişan hale geldiği ve ölülerin dirildiği bir zamandır.
Kıyamet alâmetleri: Şaman’lara göre; kıyamet kopacağı zaman gök demir, yer bakır olacak, İnsanlar birbirini, baba oğlunu, oğul babasını tanınmıyacak. Atbaşı büyüklüğündeki altın parçası, bir küçük kap içindeki yemekten daha kıymetsiz olacak.
Yakın doğu mitolojisine göre kıyamet alâmetlerinden biri de Deccal’m çıkmasıdır. Bunun tek gözü vardır. Meydana çıkınca tanrılık iddiasında bulunacaktır. Bir eşeğin üzerinde dolaşacak, bu eşeğin her bir tüyü bir ses çıkaracak, bu sesi işitenlerin çoğu ona uymakla batıl yola gitmiş olacaklardır. Ama nihayet Mehti çıkacak ve Deccal’ı Şam’da yakalıyarak öldürecektir.
Deccal bir de şöyle anlatır: Çok iri bir adamdır. Başı buluttan yukarı çıkar, derin deniz onun topuğuna kadar gelir. Bir eşeği vardır. O da kendi gibi iridir. Kulağının gölgesinde bin kişi yürür. Kim Deccal’ın yüzüne bakarsa baştan aşağı yılanlar, akrepler ile ejderhalara bakar gibi görür. Deccal şöyle de tasvir edilir: Kızıl renkli, kıvırcık saçlı, iri vücutlu, kaim boyunlu, tek gözlüdür. Tek gözü geniş alnının ortasında bir üzüm tanesi gibidir. Alnında (Kâfir) yazılıdır. Yahut başka bir yerden anlaşıldığı gibi, gözünün biri yeşil cama benzer, öteki gözünün yerinde de yırtıcı kuşların tırnağı gibi bir tırnak vardır. Deccal’ı öldürecek olan Mehti de şöyle anlatır: Sıcak memleketlerde serinlik için (Serdap) denilen yere girmiş, ondan sonra daha görünmemiştir. Kıyamet yaklaşınca tekrar ortaya çıkacaktır. O zaman Şam’da Deccal’ı yakalıyarak öldüreceği efsaneler arasında yer almaktadır.
Altaylı’lar kıyameti şöyle anlatırlar: Yerler ateş içinde yanacak, bu hale tanrılar ilgisiz kalacak, insanların feryadına kulaklarını tıkayacak, deniz korkunç dalgalarla çalkalanacak, sular kanlı akacak, yer altından uğultulu sesler gelecek, dağlar yıkılacak, gökler parçalanacak, denizlerin büyük çalkantılarla dipleri görünecek, denizin dibindeki (dokuz çatallı kara taş) dokuz yerden koparak ayrılacak, Her taştan dokuz sandık çıkacak. Her sandıktan koyu sarı renkte, demirden atlara binmiş dokuz adam, çıkacak, atların ayakları kılıç, kuyrukları kama gibidir. Nereye rastlaşa keser, biçer. Canlılara rastlaşa öldürür. Ayın ve güneşin ışığı yok olacak, her taraf kapkara hale gelecek, Ağaçlar köklerinden kopacak, yerler çatlayarak geniş aralıklar olacak, sular kuruyacak, dünyada hiç bir şeyde hayır kalmayacak, yiyecek, içecek, her şey yok olacak, böylece insanların ve yaratıkların hayatı sona erecek.